7 Temmuz 2011 Perşembe

BEN FENERBAHÇELİYİM

Kaç yaşlarındayım hatırlamıyorum belki 5 belki 6 ama en değerli mirasım FENERBAHÇE'me ait belirgin ve net anım o yaşıma ait...Günlerden bir gün evde bir bayram havası, babam mutlu, abim mutlu ''EN BÜYÜK FENERBAHÇE'' tarzı bir şeyler söyleyip seviniyorlar.Bense tam olarak ne olduğunu anlamadan onlara eşlik ediyorum ''EN BÜYÜK FENERBAHÇE'' diye dışarıdan korno sesleri geliyor, ya bir maç kazanmışız ya da şampiyon olmuşuz dedim ya hatırlamıyorum küçüğüm daha diye. Çocuk aklımla odanın camından aşağı sarkıyorum ''EN BÜYÜK FENER'' diye bağırıyorum sesim sokaktakilerin sesine karışsın diye. O anda popoma bir şaplak yiyorum tatlı sert ama yinede can yakacak şekilde. Annem ''düşeceksin'' diyip bir hışımla içeri çekiyor beni.Canım yanıyor ama ağlamıyorum aksine mutluyum, tam olarak ne olduğunu anlayamadığım FENERBAHÇE adında bir şeyin ılık sevgisini hissediyorum içimde, popoma yediğim şaplağın acısıyla birlikte.
Sonra zaman geçiyor her şeyi daha net anlıyorum o ılık sevgi bir aşk bir tutku oluyor içimde.Öyle bir tutku oluyor ki bu; Yeri geliyor henüz 16-17 yaşlarında iken babamın izin vermeyeceği bir maça ''baba arkadaşımda kalıp ödev yapıcaz'' yalanıyla gidiyorum hani o meşhur SINCE 1453 pankartının açıldığı FENERBAHÇE- panathinakos maçına. Yunanlılar çılgına dönmüştü pankartı görünce ve biz 1-0 yenilmiştik o maçta ama ben yine FENERBAHÇELİYDİM yine destekliyordum takımımı yenilgisinde de. Yeri geliyor soğuk bir kış gününde FENERBAHÇE-Bjk maçına gidiyorum, kesik rüzgar çarpıyor suratıma tribündeki çocuk halime ve yeniliyoruz 1-0 ama ben yine FENERBAHÇELİYDİM.Hatta bu maçtan sonra 1 hafta hasta yatıyorum yatakta üşütmüşüm soğuktan babam geliyor ''bir daha maç falan yok sana hasta oluyorsun'' diyor zıpkın gibi fırlıyorum yatağın içinden ''aman baba bir şeyim yok iyiyim'' diyorum sırf bir daha maça göndermez de FENERBAHÇEMden ayrı kalırım diye.Ve bunun gibi yüzlerce daha anı nasıl bir taraftar olduğuma dair, nasıl karşılıksız bir sevgi beslediğime dair.Öyle bir sevda yetiştiyorsunuz ki içinizde konu FENERBAHÇE olunca,karşılıksız sadece sarı-laciverte gönül vererek öyle sadakatlisinizdir ki takımınıza,başka takımlardan medet ummuyorsunuz hiç bir zaman!!
Şimdi bakıyorum zamanında canını yaktıklarımız akbaba gibi üşüşüyorlar üzerimize, canımızı yakıp intikam almaya çalışıyorlar akılları sıra...Sahada yapamadıklarını iddialarla yapmaya çalışıyorlar.Yıkılıcağımızı mı sanıyorsunuz, birlik ve beraberliğimizin bozulacağını mı?? Ben bugün FENERBAHÇELİYİM yarında FENERBAHÇELİ olucam.Bırakın Bank Asya Ligini FENERBAHÇEm 3. lige düşse de destekleyeceğim takımımı sonuna kadar...

NOT:Bu yazıyı yazmamda ki sebep gerekli gereksiz taraftarlığımıza bok atanlar yüzündendir. Kimse unutmasın ki BİZ BİZE YETERİZ,ÇÜNKÜ FENERBAHÇELİYİZ!!!


07.07.2011

11 Şubat 2011 Cuma

DeRin aCı !!!

Artık büyüyor muyduk yoksa yaşam denen oyunu mu anlıyorduk? Neydi bizi sevincin tam ortasındayken apansız acıya sürükleyen? Boğazımıza bir yumru gibi oturup, gözlerimizin dolmasına sebep olan? Gelme denilemiyordu bu acıya, uğrama benim duraklarıma, uğrama benim sevdiklerime diye haykırılamıyordu! Kapında bitti mi acı haber,inceden bir sızı giriyordu önce içine,yüreğine...Kulağınla duyduğunu vücudunun her zerresinde yaşıyorsun.Buz gibi bir karıncalanma başlıyor yüzünde,boynunda,göğsünde...Ardından parmak uçlarına kadar nakış gibi işlenircesine bir sancı..Bir sancı ki tarifi imkansız, bir sancı ki dayanılması imkansız!! Dört bir etrafını saran, sarsan,titreten,ağlatan o derin ve acımasız sancı!!! Geldim, burdayım hadi yüklen beni de omuzlarına!! yüklen bakalım taşıyabiliyor musun beni? Böyle dimdik,mağrur ve bıçkınca!!!Adını söylemeye bile dil varmıyordu aslında.Derin acı takma adı, söylenemiyordu gerçekliği,söylenemiyordu hissettirdiği.Dünya hızlıca dönüyordu etrafımda şimdi,inanmak istemesemde doğruydu ama dilimden dökülemiyordu işte.Sanki dillenmedikçe gerçek olmayacaktı. Sanki sese vurmadıkça bu derin acı içimdeki o tek umut hep yaşayacaktı.

Ahhh ayrılık, yine mi geldin çattın hayatıma ama bu kez farklı! Söyleyimde bu kabustan uyanayım mı artık hıçkırıklara boğularak,başımı dostlara yaslayarak!!Ahh ayrılık bu kez başkasın, bu kez dayanılmaz!! Duramıyorum ayakta,bakamıyorum gerçeğine,söyleyemiyorum kapıma gelenin asıl adını!! YAş olup ak işte oluk oluk gözlerimden,süzül yanaklarımdan çisil çisil...Düşen her damla yüreğimde kor bilesin.Bilesin galipsin bu kez derin acı! Bilesin benden aldığın yoksa,bende yokum artık bu hayatta!! Anladım ki gitmeyeceksin zikredene kadar gerçek adını, çıkmayacaksın yolumun önünden... Geldin ey ÖLÜM geldin aldın en değerli varlığımı benden!!

5 Aralık 2010 Pazar

HoşÇaKaL...

Bir çok şey yazabilirim aslında birçok cümle kurabilirim gerçeğin ne olduğuna,hissettiklerimin neler olduğuna dair.Gem mi vurulmuştu kelimelerime? Hayır gem vurulmamıştı söylemek istediklerime.
Cesaret istiyordu sadece cesaret!!


Kalemimden akıp anlam kazanmalıydı belkide.Özne,yüklem doğru yere konduğunda anlamlı olmuyor muydu cümleler?
Oluyordu...


''Kalmanı istiyorum'' demek vardı aklımda,dilimde.
Söylenemiyordu...


Haklı mıydı?
Sorguluyordu,
Sorgulamaya yetecek gücü olmasada sorguluyordu işte!!
Gücü kendine yetiyordu ayakta kalmaya dimdik durmaya.
Durmuyor muydu ayakta?
Evet duruyordu,yaşadıklarına inat dimdik bakıyordu etrafa!!!


Yüreği vardı oysa kendisiyle bunu yaşayan,kendisiyle sevinip, kendisiyle ağlayan.
Geri alabilir miydi zamanı var mıydı öyle bir şansı?
''Keşke'' diyebildi sadece ''Keşke''
Silkindi...
''Keşkelerle yaşanmıyordu'' dedi kendi kendine,
Kızarak....


Etrafına baktı dağılmış düşüncelerinin her bir parçasını toplamak istermişcesine
Bakışları limandaki gemilere takıldı ve günün birinde yaşadığı bir an geldi aklına;
Gideceği limanı gösteren birileri vardı hayatında
''Bak orda'' diyordu gideceğin liman ''Kim seninle gelmek istiyorsa onla gidebilirsin ancak oraya , gelmek istemeyenlerse usulca çıkar hayatından...''
Bu cümleler yankılanmıştı kulaklarında hayli zaman sonra. Neden söylendiğini daha iyi anlıyordu şimdi! O inmek istiyordu bu gemiden, usulca gidenlerden olmak istiyordu.Ve gitmesinin vakti gelmişti anlaşılan...


Ama o hala bakıyordu gideceği limana, izinde verecekti elbet kalmak isteyenlerede gitmek isteyenlerede...
Hoşçakal kaldı dudağında gidenler için, dimdik duruşuyla söylemiş olduğu sade bir hoşçakal...

(31.03.2009)

16 Ağustos 2010 Pazartesi

İsTaNBuL'Da SeNsİzLiK...

Adım adım uzaklaşmak istiyorum bu şehirden.Dar geliyor artık bana,gidemiyorum sensiz Sarayburnu'na. Ahhh!!! Sen varsın orda, sen varsın dört bir yanda.Nasıl da coşkuyla yürümüştük gazellerin arasında, nasılda aşkla öpmüştük birbirimizi sararan sonbaharda.O anda bırakmıştım yüreğimin renklerini avuçlarına, o anda fısıldamıştın yüreğinin sözlerini kulaklarıma.Nasıl giderim şimdi sen olmadan o cennet bahçeye? Nasıl izlerim Kız Kulesi'nin mağrur duruşunu o sonsuz mavilikte? Sen değil miydin onun yalnızlığını anlatan bana ve yine sen değil miydin onu şahit tutan aşkımıza ?? Düşler şehriydi bu koca yeditepe, aşıkların şehri. Ahhh, keşke keşke kaçabilsem en uzaklara...

(SÖYLER MİYDİN TEKRAR?? )

Bak yine gemiler gidiyor sevgilim dermiydin o zaman bana,sımsıkı sarar mıydın yine beni ? Kitler miydin gözlerinin karasını gözlerime ve yine koklar mıydın saçlarımı, tel tel sevip alır mıydın göğsüne...

(UYANIŞ )

Rüya bu biliyorum, kaybolacaksın yine ruhumun en ince derinliklerinde. Eriyip gideceksin buz gibi soğuk bir beden içinde.Bulur belki sevdam yine seni, belki yine eskisi gibi. Kalem dile geldi mi susturmak zor, sana yaşadığımı anlatmak zor ! Anılara gömülüp gitsede akıl baştan, Mecnun değil miydi zaten böyle bir aşkı yaşayan...



(16/08/2010)

31 Temmuz 2010 Cumartesi

SeNdeN KaLaN

Kokunu duyuyorum yastığımdan.
Giderken almayı unuttuğun değil,
Bilerek bıraktığın !!

SeNi YaŞaMaK

Zifiri karanlıkta bile görebilmekti yüzünü seni yaşamak
Boğucu havanın içinde alınan ferah bir nefes gibi..

KaYboLuŞş...

Dönüp arkama baksaydım eğer,görürdüm ''gitme'' diyen bakışlarını
Oysa sadece sözlerin vardı gitmem gerektiğini söyleyen...