Sonbaharın son demleri artık
Kasım bitiyor….
Aşık olduğum taptığım mevsim yine sona eriyor.
Oysa mevsimler arasında en ben olanı,
Rengiyle, yaşanmışlığıyla, yaşanacaklarıyla…
Sonbaharın yağmuruyla akar gider hayallerim
Sarısıyla hayat bulur düşüncelerim,
Saklandığı yerden bu mevsimde çıkar yüreğim.
Eylül geldi mi hüzün kaplar içimi,
Yıllar öncesinde yaşadığım anılarımla bu mevsimde yüzleşirim!
Hepsini bir bir, tekrar yaşarım kendimce.
Tekrar anlamlar yüklerim yaşanılanlara.
Tekrar kahramanlar bulurum masallarıma.
Eylüldür, eski dostlarımı aramamın sebebi,
Eylüldür, seni tekrar bekleyişimin sebebi,
Eylüldür, aşklarımın başlamasının ve bitmesinin sebebi…
Derken kapımda Ekim olur aniden.
Henüz atamamışken Eylülün sarhoşluğunu şimdi Ekim zamanıdır
Depresyonların melankolinin etrafımı sardığı aydır Ekim
Buram buram hüzün koklarım havadan
Gökyüzüne kaldırdım mı başımı grilik vurur sadece yüzüme
Güneş bile göstermeyecektir artık yüzünü uzun bir süre.
Derin nefeslerin çekildiği ama yetmediği,
Sigara üzerine sigara yaktığım ama nikotine doyamadığım,
Yalnızlığımın bile yalnız bırakmadığı zamandır
Ekimdir, beni terk etmeyen sadece,
Ekimdir, yanımda olan,
Ekimdir, gözyaşımla birlikte akan…
Kasımın kasırgası vuracaktır daha
Düşüncelerimden saklanmak için konuşmadığım halde
Kasım konuşacaktır benimle,
Dinleyecektir
Anlattıracaktır bana her şeyi !
Ve ben anlattıkça hiç bıkmadan, kasım dinleyecektir beni
Usanmadan !!!
Kasımdır, en güzel yazıları yazdıran,
Kasımdır, buğulara hayal çizdiren,
Kasımdır, olmayacak olanı olduran..
Veda zamanı artık güze
Veda zamanı tüm güzelliklere
Veda zamanı sevgiliye
Veda veda veda…
24/11/2009
24 Kasım 2009 Salı
30 Ekim 2009 Cuma
BiRaZ BeN'den
Kağıt kalemi eline aldığında,
durdurulamayan...
Ya yazan ya çizen !
Sonbaharın sarısına tapan
Denizin mavisine aşık olan.
Eski arnavut kaldırımları seven
Yürürken kulağından müziğini eksik etmeyen...
Sıkıldıkça Nazım'ı okuyan,
Bunaldıkça K.İskender'e saran !
2009'da hayatının radikal kararlarını alan,
Akan suyun yönünü değiştiren.
İstemekle herşeyin yapılabileceğine inanan,
İstediklerini yapabilen.
Zorluğu,acizliği,keyfi,zenginliği,başarıyı,başarısızlığı,
Galibiyeti,mağlubiyeti
Tadmış olan !!
Gözündeki iki damlayı hep stepne tutan,
Geldiğinde usulca bırakan.
İnancı sağlam,varlığının değerini bilen.
Yalnızlıktan hoşlanan,
Kendi dünyası olan...
Tasarlayan,düşünen ve okuyan.
Yardım eden ve yardım gören.
Dikkatli cümle kuran,sözlerin gücüne inanan.
Her fikir değişebilir,insan değişkendir diyen !
Toplum kurallarına uyan ama bunu sorgulayan.
Mevlana ile ilgilenen,
AŞK'a gönül veren..
İşini ve okulunu bir arada yürüten.
Hem çalışıp hem nasıl okuyorsun?
Sorusuna,bıkmadan usanmadan cevap veren.
Kelimeleri seven,sayıları seven,farkı ve farklılığı yaratan;
Mimar adayı olan.
Ve son olarak sadece kendi olan,
''Ya olduğun gibi görün,
Ya göründüğün gibi ol !! '' diyen...
13.09.2009
durdurulamayan...
Ya yazan ya çizen !
Sonbaharın sarısına tapan
Denizin mavisine aşık olan.
Eski arnavut kaldırımları seven
Yürürken kulağından müziğini eksik etmeyen...
Sıkıldıkça Nazım'ı okuyan,
Bunaldıkça K.İskender'e saran !
2009'da hayatının radikal kararlarını alan,
Akan suyun yönünü değiştiren.
İstemekle herşeyin yapılabileceğine inanan,
İstediklerini yapabilen.
Zorluğu,acizliği,keyfi,zenginliği,başarıyı,başarısızlığı,
Galibiyeti,mağlubiyeti
Tadmış olan !!
Gözündeki iki damlayı hep stepne tutan,
Geldiğinde usulca bırakan.
İnancı sağlam,varlığının değerini bilen.
Yalnızlıktan hoşlanan,
Kendi dünyası olan...
Tasarlayan,düşünen ve okuyan.
Yardım eden ve yardım gören.
Dikkatli cümle kuran,sözlerin gücüne inanan.
Her fikir değişebilir,insan değişkendir diyen !
Toplum kurallarına uyan ama bunu sorgulayan.
Mevlana ile ilgilenen,
AŞK'a gönül veren..
İşini ve okulunu bir arada yürüten.
Hem çalışıp hem nasıl okuyorsun?
Sorusuna,bıkmadan usanmadan cevap veren.
Kelimeleri seven,sayıları seven,farkı ve farklılığı yaratan;
Mimar adayı olan.
Ve son olarak sadece kendi olan,
''Ya olduğun gibi görün,
Ya göründüğün gibi ol !! '' diyen...
13.09.2009
22 Ekim 2009 Perşembe
BüYüLü HaZaN
Ekim geldi,
Solan akşamın ardından.
Hazan garip bir his veriyor bünyeme,
Solmuş yapraklarsa benliğime...
Sorgulanıyor her kelime, her düşünce
Pervasız esen rüzgarın dalgınlığıyla birlikte!
Elimdeki kadehimde efkarlı şarabım,
Yanan sigaramın dumanında hüzünlü vedam var.
Bakışlarım keskin bir jilet arıyor bu köhne odada
Ket vurduğum cümlelerimi kurban etmek için sana.
Her satırda kan damlayacak acıyla birlikte.
Gözyaşı dökülecek kalemimin ucundan, mürekkebinin yerine...
Sana ağlayacak en duygulu sözler,sana anlam katacak,seni oynayacak ve sen olacaksın satırlarımda.
Duyamayacağın sessiz çığlıklar atacak her özne her fiil, sadece sana yazıldığı için.
Ve sadece sana yazıldığı için özel olacak satırlar...
Bir ömür saklanacak belki sarı sayfalı İSTANBUL defterinde,
belki kaybolup gidecek yaşanacak anıların sarhoşluğuyla birlikte...
(12.10.2009)
Solan akşamın ardından.
Hazan garip bir his veriyor bünyeme,
Solmuş yapraklarsa benliğime...
Sorgulanıyor her kelime, her düşünce
Pervasız esen rüzgarın dalgınlığıyla birlikte!
Elimdeki kadehimde efkarlı şarabım,
Yanan sigaramın dumanında hüzünlü vedam var.
Bakışlarım keskin bir jilet arıyor bu köhne odada
Ket vurduğum cümlelerimi kurban etmek için sana.
Her satırda kan damlayacak acıyla birlikte.
Gözyaşı dökülecek kalemimin ucundan, mürekkebinin yerine...
Sana ağlayacak en duygulu sözler,sana anlam katacak,seni oynayacak ve sen olacaksın satırlarımda.
Duyamayacağın sessiz çığlıklar atacak her özne her fiil, sadece sana yazıldığı için.
Ve sadece sana yazıldığı için özel olacak satırlar...
Bir ömür saklanacak belki sarı sayfalı İSTANBUL defterinde,
belki kaybolup gidecek yaşanacak anıların sarhoşluğuyla birlikte...
(12.10.2009)
26 Eylül 2009 Cumartesi
aDı EyLüL OlSuN
Ve ben seni eylülde sevdim.Sonbaharın puslu havasında,karanlık sokaklarda usulca yürürken sokak lambasının aydınlattığı yerde gördüm seni...Peşimi bırakmayan gölgemdi sevgin.Rüzgarın saçlarını okşamasını kıskandım ben, mavi gözlerinin denizlere dalışını.Her köşede anı bıraktım senin için ve ben seni eylülde sevdim...
10 Eylül 2009 Perşembe
SeN HiÇ OlmAdıN AsLınDa
Onun mahremine ilk girişimdi. Karşı karşıya kaldığım manzaranın içinde sanki büyülenmiştim. Değil miydi zaten aşkıyla başımı döndüren adam ?!! Değil miydi ölümsüz gördüğüm aşkım ?!! Şimdi onun yaşanmışlığı olan odasının kapısında heyecanla inceliyordum en özelini ve ruhumun her zerresi onun yaşanmışlığıyla büyüleniyordu... İlk gözüme çarpan o tabloydu. Bir an kendimi ve onu gördüm tablonun eşsiz derinliğinde. Okyanusa açılan bir yoldu sanki hissetiklerim. Derin dehlizlerde çırpınan yüreğimle birlikte. Sonra çevirdim bakışlarımı, küçücük odasının o büyük dünyasına. Her zaman yalnızlığı sevmişti bu adam. Durup düşündüm o an, nasılda hayatındaydım ? Nasılda yalnızlığına bu kadar bağlı, özgürlüğüne tapan bir adamın hayatının orta yerinde !!
O kadar belliydi ki hayat denilen yolculukta tek başına olduğu. Ceviz ağacından yapılmış, yeşil kumaşlı tekli koltuğu odasının en hakimiydi, hüküm vereniydi sanki... Tıpkı hayatındaki yalnızlığın ve asiliğinin ona hüküm vermesi gibi... Aralıksız tek tek dolaşıyordu bakışlarım,hiç bir ayrıntıyı kaçırmak istemiyordum. Nasıl isteyebilirdim ki? Nasıl heyecanlanmaz, merak etmezdim? Ateşinin yüeğimi yaktığı,rüzgarında savrulduğum,elini sımsıkı tuttuğumdu. Sevdiğini söylediğinde gözyaşlarıma hakim olamadığım o adamın mahremiydi burası !! Beynimde fırtınaya kapılmış küçük bir gemi gibi, rotasını arıyordu bu düşünceler... Yüreğimdeyse hisler !! Derken belki de her sabah ellerinin değdiği dolabına odaklandı bakışlarım. Garip hissediyordum kendimi, o eskitme devasa ahşap dolabına bakarken. Kapakları sıkı sıkıya kapalıydı. Tıpkı onun iç dünyası gibi. Sadece o izin verdiği sürece açılabilen, gizemli iç dünyası... Avuçlarım terlemişti,kalbim daha hızlı çarpıyordu her düşüncemde her bakışımda. Ona daha da yaklaştığımı hissettim, ona ve iç dünyasına. Oysa nerden bilebilirdim? bu mahremin bir gün hayatımdan tamamen kaybolmaması için ağlama duvarım olacağını. Nerden bilebilirdim, asıl hesaplaşmalarımı, asıl yüzleşmelerimi onun elinin değidği, onun yüzün değdiği bu yaşanmışlığın içinde yaşayacağımı.
28/08/2009 (EsRa iÇiN)
O kadar belliydi ki hayat denilen yolculukta tek başına olduğu. Ceviz ağacından yapılmış, yeşil kumaşlı tekli koltuğu odasının en hakimiydi, hüküm vereniydi sanki... Tıpkı hayatındaki yalnızlığın ve asiliğinin ona hüküm vermesi gibi... Aralıksız tek tek dolaşıyordu bakışlarım,hiç bir ayrıntıyı kaçırmak istemiyordum. Nasıl isteyebilirdim ki? Nasıl heyecanlanmaz, merak etmezdim? Ateşinin yüeğimi yaktığı,rüzgarında savrulduğum,elini sımsıkı tuttuğumdu. Sevdiğini söylediğinde gözyaşlarıma hakim olamadığım o adamın mahremiydi burası !! Beynimde fırtınaya kapılmış küçük bir gemi gibi, rotasını arıyordu bu düşünceler... Yüreğimdeyse hisler !! Derken belki de her sabah ellerinin değdiği dolabına odaklandı bakışlarım. Garip hissediyordum kendimi, o eskitme devasa ahşap dolabına bakarken. Kapakları sıkı sıkıya kapalıydı. Tıpkı onun iç dünyası gibi. Sadece o izin verdiği sürece açılabilen, gizemli iç dünyası... Avuçlarım terlemişti,kalbim daha hızlı çarpıyordu her düşüncemde her bakışımda. Ona daha da yaklaştığımı hissettim, ona ve iç dünyasına. Oysa nerden bilebilirdim? bu mahremin bir gün hayatımdan tamamen kaybolmaması için ağlama duvarım olacağını. Nerden bilebilirdim, asıl hesaplaşmalarımı, asıl yüzleşmelerimi onun elinin değidği, onun yüzün değdiği bu yaşanmışlığın içinde yaşayacağımı.
28/08/2009 (EsRa iÇiN)
1 Ağustos 2009 Cumartesi
November Rain (Kasım Yağmuru)
When I look into your eyes (Gözlerinin içine baktığımda)
I can see a love restrained (Bastırılmış bir aşk görüyorum)
But darlin' when I hold you (Ama seni tuttuğumda sevgilim)
Don't you know I feel the same (Bilmiyor musun aynı şeyi hissettiğimi)
'Cause nothin' lasts forever (Çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmez)
And we both know hearts can change (Ve ikimiz de kalplerin değişebileceğini biliyoruz)
And it's hard to hold a candle (Ve zordur bir mum tutmak)
In the cold November rain (Soğuk Kasım yağmurunda)
We've been through this such a long long time (Uzunca bir süre bununlaydık)
Just tryin' to kill the pain (Sadece acıyı öldürmeye çalışıyorduk)
But lovers always come and lovers always go (Ama aşıklar her zaman gelir ve gider)
An no one's really sure who's lettin' go today (Ve kimse gerçekten emin değil bugün kimin gitmeye izin verdiğine)
Walking away (Yürüyüp gittiğine)
If we could take the time (Eğer zamanı alıp)
to lay it on the line (Rayına oturtabilseydik)
I could rest my head (Kafamı dinleyebilirdim)
Just knowin' that you were mine (Senin benim olduğunu bilerek)
All mine (Bütünüyle benim)
So if you want to love me (Eğer beni sevmek istiyorsan)
Then darlin' don't refrain (O zaman sevgilim kendini tutma)
Or I'll just end up walkin (Yoksa yürümemle sonuçlanacak)
In the cold November rain (Soğuk Kasım yağmurunda)
Do you need some time...on your own (Biraz zamana ihtiyacın var mı? Kendi başına)
Do you need some time...all alone (Biraz zamana ihtiyacın var mı? Tek başına)
Everybody needs some time...on their own (Herkesin biraz zaman ihtiyacı var. Kendi başlarına)
Don't you know you need some time...all alone (Senin biraz zamana ihtiyacın olduğunu bilmiyor musun? Tek başına)
I know it's hard to keep an open heart (Biliyorum zordur açık kalpli olmak)
When even friends seem out to harm you (Arkadaşların bile zarar verdiğinde)
But if you could heal a broken heart (Ama eğer kırk bir kalbi iyileştirirsen)
Wouldn't time be out to charm you (Zaman seni cezbetmeye hazır olacaktır)
Sometimes I need some time...on myown (Bazen biraz zamana ihtiyacım olur. Kendi başıma)
Sometimes I need some time...all alone (Bazen biraz zamana ihtiyacım olur. Tek başıma)
Everybody needs some time...on their own (Herkesin biraz zamana ihtiyacı var. Kendi başlarına)
Don't you know you need some time...all alone (Senin biraz zamana ihtiyacın olduğunu bilmiyor musun? Tek başına.)
And when your fears subside (Korkuların yatıştığında)
And shadows still remain (Ve gölgeler hala varolduğunda)
I know that you can love me (Biliyorum beni sevebileceğini)
When there's no one left to blame (Suçlayacak kimse kalmadığında)
So never mind the darkness (O yüzden karanlığı kafana takma)
We still can find a way (Hala bir yol bulabiliriz)
'Cause nothin' lasts forever (Çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmez)
Even cold November rain (Soğuk Kasım yağmuru bile )
Don't ya think that you need somebody (Herhangi birine ihtiyacın olduğunu düşünmüyor musun)
Don't ya think that you need someone (Birine ihtiyacın olduğunu düşünmüyor musun)
Everybody needs somebody (Herkesin birine ihtiyacı vardir)
You're not the only one (Yalnız sen değilsin)
You're not the only one (Yalnız sen değilsin)
__GuNs AnD RoSeS__
When I look into your eyes (Gözlerinin içine baktığımda)
I can see a love restrained (Bastırılmış bir aşk görüyorum)
But darlin' when I hold you (Ama seni tuttuğumda sevgilim)
Don't you know I feel the same (Bilmiyor musun aynı şeyi hissettiğimi)
'Cause nothin' lasts forever (Çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmez)
And we both know hearts can change (Ve ikimiz de kalplerin değişebileceğini biliyoruz)
And it's hard to hold a candle (Ve zordur bir mum tutmak)
In the cold November rain (Soğuk Kasım yağmurunda)
We've been through this such a long long time (Uzunca bir süre bununlaydık)
Just tryin' to kill the pain (Sadece acıyı öldürmeye çalışıyorduk)
But lovers always come and lovers always go (Ama aşıklar her zaman gelir ve gider)
An no one's really sure who's lettin' go today (Ve kimse gerçekten emin değil bugün kimin gitmeye izin verdiğine)
Walking away (Yürüyüp gittiğine)
If we could take the time (Eğer zamanı alıp)
to lay it on the line (Rayına oturtabilseydik)
I could rest my head (Kafamı dinleyebilirdim)
Just knowin' that you were mine (Senin benim olduğunu bilerek)
All mine (Bütünüyle benim)
So if you want to love me (Eğer beni sevmek istiyorsan)
Then darlin' don't refrain (O zaman sevgilim kendini tutma)
Or I'll just end up walkin (Yoksa yürümemle sonuçlanacak)
In the cold November rain (Soğuk Kasım yağmurunda)
Do you need some time...on your own (Biraz zamana ihtiyacın var mı? Kendi başına)
Do you need some time...all alone (Biraz zamana ihtiyacın var mı? Tek başına)
Everybody needs some time...on their own (Herkesin biraz zaman ihtiyacı var. Kendi başlarına)
Don't you know you need some time...all alone (Senin biraz zamana ihtiyacın olduğunu bilmiyor musun? Tek başına)
I know it's hard to keep an open heart (Biliyorum zordur açık kalpli olmak)
When even friends seem out to harm you (Arkadaşların bile zarar verdiğinde)
But if you could heal a broken heart (Ama eğer kırk bir kalbi iyileştirirsen)
Wouldn't time be out to charm you (Zaman seni cezbetmeye hazır olacaktır)
Sometimes I need some time...on myown (Bazen biraz zamana ihtiyacım olur. Kendi başıma)
Sometimes I need some time...all alone (Bazen biraz zamana ihtiyacım olur. Tek başıma)
Everybody needs some time...on their own (Herkesin biraz zamana ihtiyacı var. Kendi başlarına)
Don't you know you need some time...all alone (Senin biraz zamana ihtiyacın olduğunu bilmiyor musun? Tek başına.)
And when your fears subside (Korkuların yatıştığında)
And shadows still remain (Ve gölgeler hala varolduğunda)
I know that you can love me (Biliyorum beni sevebileceğini)
When there's no one left to blame (Suçlayacak kimse kalmadığında)
So never mind the darkness (O yüzden karanlığı kafana takma)
We still can find a way (Hala bir yol bulabiliriz)
'Cause nothin' lasts forever (Çünkü hiçbir şey sonsuza kadar sürmez)
Even cold November rain (Soğuk Kasım yağmuru bile )
Don't ya think that you need somebody (Herhangi birine ihtiyacın olduğunu düşünmüyor musun)
Don't ya think that you need someone (Birine ihtiyacın olduğunu düşünmüyor musun)
Everybody needs somebody (Herkesin birine ihtiyacı vardir)
You're not the only one (Yalnız sen değilsin)
You're not the only one (Yalnız sen değilsin)
__GuNs AnD RoSeS__
Başlangıçlar....
Sanırım ilk etapta kapatmakta yanlıştı blogspot hesabımı... hiç bir şey için bunun yapılmaması gerektiğini öğrendim ayrı kaldığımız 3 ay boyunca.. tek başıma burda yazıyor olmak çok güzel,mutlu ve huzurlu hissediyorum bilgisayarımın başında bu cümleleri yazarken... Hoşgeldimm tekrarrrr :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)